Sitemiz sadece İzmir iline çalışmakta olup en görkemli escort izmir sitesinin adresini biliyoruz.Bu site adresini sizinlede paylaşıyor ve gideceğiniz adres http://izmir.escorttoplist.org/ olmakla beraber sizlere merhaba diyecek escortlar.
Canınız sex yapmak istedi ama bir kız bulamadınız o zaman sex videoları izleyerek kendinizi rahatlatabilirsiniz.Yok hala param var maaşımı aldım izmir escort kızlara bakacam diyorsanız takdir sizindir.Bu saatten sonra sizlere escort camiasının yeni ili olan Manisa'dan yani manisa escort bayan ilanlarınada yer veriyoruz.

Brazzers

Dünya’nın en kaliteli porno yıldızları ve pornoları ile ünlü brazzers videolar bizim sitemizde. Sizlerin yaşayacağınız deneyimleri en kaliteli şekilde gerçekleştirebilmenize rehberlik edecek olan videolarımızı izledikten sonra yorumlarınızı da bırakarak diğer gelen ziyaretçilerimiz için ayrıcalık kazandırabilirsiniz. En ateşli brazzers sikiş videoları ile özel anları doyasıya tatmak istiyorsanız pornolarımızdaki seksi güzellerle baş başa kalabileceğiniz ortam zenginliklerini zaman kaybetmeden oluşturabilirsiniz.

Sitemizin kaliteli videolarını incelemek ve ardından sikiş video keyfini doyasıya çıkarmak ister misiniz? Buna hayır diyeceğinizi hiç sanmıyorum. Brazzers’tan harika pornolar ile karşınıza çıkacak olan sitemiz sizlerin en kaliteli zamanları geçirebilmenize rehberlik etmektedir. Taş gibi hatun brazzers pornosu, amatör brazzers porno videoları gibi videoların bol bulunduğu sitemizde birbirinden seksi yıldız sizi karşılayarak en kaliteli zamanları geçirebilmenize yardımcı olmaktadır.

Porno konusundaki fikirleri en iyi şekilde yapabilmenize yardımcı olacak olan brazzers pornolarımızı gördükten sonra pornoya olan yaklaşımınız daha da gelişecek ve deneyimlerinizi sevdiğinizle uygularken harika bir gece geçirme fırsatı yakalayabileceksiniz. Brazzers porno video tercihinizi gerçekleştirdikten sonra zaman kaybetmeden izlemeye başlayarak en güzel romantik gecelere başlangıç yapmaya ne dersiniz?

Seks tutkusu yüksek bir beyseniz ve eşiniz sizi istediğiniz kadar tatmin edemiyorsa çareyi porno film izlemekte bulmanıza gerek yok. Porno filmler hiçbir zaman gerçeğin yerini tutamaz. Bu nedenle kendinize bir şans vermeli ve oturduğunuz yerden kalkıp dışarı çıkmalısınız. Tabi ki önce internet sitelerinden Kiraz gecelik görüşen escort kızlarla tanıştıktan sonra. Onlarla tanışmak ise son derece basit ve kolay. Sadece arama yaparken doğru sözcükleri yazın yeter. Ardından istemediğiniz kadar güzel bayanın arasında kalacaksınız. Her yaştan ve her fiziksel özellikten bayanlarla karşılaşabileceğiniz sitelere üye olduğunuzda işlerin ne denli hızlı ve kolay işlediğini de göreceksiniz.
Kiraz gecelik görüşen escort kızlara karşı son derece saygılı ve nazik davranmalı ve asla kabalaşmamalısınız. Onların temizliklerine dikkat etmesi nasıl hoşunuza gidiyorsa, siz de görüşmeye aynı şekilde hijyenik bir durumda gitmelisiniz. Seksin karşılıklı olduğunu unutmayın. Saygılı ve ölçülü bayan escort izmir davranacağınız bayanın sizi mutlu etmek için çok daha kaliteli bir hizmet vereceğiniz ve memnun kaldığınızda yeniden görüşebileceğinizi de aklınızın bir köşesinde tutmanızda fayda var.

Porno filmlerde bana göre yapılan en büyük hatalardan bir tanesi de direkt olarak konuya girilmesidir. Durum böyle olunca çok fazla zevk vermeyen kalitesiz filmler karşımıza çıkıyor ancak konulu filmlerde durum biraz daha farklı ve bu tarz filmlerde belli bir senaryoya göre hareket eden oyuncular daha keyifli anlar yaşatabiliyor. Yabancı porno izle sektörü bunu en iyi şekilde yapan adreslerden bir tanesi ancak Türk porno sektöründe bu tarz filmlere rastlamak pek de mümkün değil diyebiliriz. Konulu filmler maliyet bakımından biraz daha masraflı oluyor bu yüzden Türk yapım şirketleri buna pek yanaşmıyor. Yabancılar her işte olduğu gibi bu işte de bizden bir adım öndeler hatta birkaç adım da diyebiliriz… Sizler de konulu film tutkunu iseniz sitemizde yer alan güncel porno videoları izleyebilir ve sex izle konusunda daha fazla deneyime sahip olabilirsiniz. Sex izle ya da porno izle yazmak yerine sitemizi kayıt altına alarak düzenli takip edebilir ve sık sık ziyarete gelebilirsiniz.
Sitemizde yalnızca bu kategori yer almıyor ve sizler de giriş yaparsanız video sayısının çok ama çok fazla olduğunu göreceksiniz! Kategori sayısını fazla tutuyoruz ki sizler de istediğinize daha kolay ulaşabilesiniz diye! Ne istediğinizi bilmiyorsanız da hiç sorun değil çünkü sitemiz okyanus gibi her türden ve her zevke hitap eden video kategorisi var ve bu kategoriler sayesinde sizler de neyi seçmeniz gerektiğine karar verebileceksiniz.

Nihayet kurban derisi konusunda demokratikleşebildik!
Sevgili okuyucular, bu hafta sizlerle bu çilekeş milleti yıllarca uğraştıran ‘kurban derisi’ rezaleti konusunda sohbet etmek istiyorum.
Efendim, 28 Şubat Darbesi’nden sonra başlayan kurban derisi toplama kepazeliği, 26 Eylül 2013 gün ve 28777 sayılı ‘İçişleri Bakanlığı Yönetmeliği’nde değişiklik yapılarak kurban derisi toplama tekelinin Türk Hava Kurumu’ndan (THK) alınmasıyla sonlandırıldı. Artık THK da diğer bütün sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte herhangi bir zorlamaya başvurulmadan kurban derisi toplayabilecek.
***

Düşünebiliyor musunuz sevgili okuyucular, bu memlekette yıllarca kurban derisi toplama adı altında en katı kapalı rejimlerde, en komik diktatoryalarda bile görülmeyen bir uygulama yapıldı:
Kurbanınızı alıyorsunuz, kesiyorsunuz; derken ‘kurban derisi meydan muharebeleri’ başlıyor!… Polisi, jandarması, kaymakamı, valisi, askeri, leşkeri, kurban derinizin peşine düşüyorlar. Bir kovalamacadır gidiyor…
‘Kardeşim, bu kurbanı ben paramla aldım, size ne?!’ diye soruyorsunuz, aldıran yok! Bir defasında Yukarı Ayrancı’daki kiralık apartman dairemin bahçesinde kurbanımı kesmiş etleri eve taşırken THK’nın ekipleri baskın yapar gibi üstüme üşüşüverdiler ve kurbanımın derisini almak için çekiştirmeye başladılar. Zaten 28 Şubat’ın haydutlarına kızgınım, bir de bu muameleyle karşılaşınca âdeta çıldırıverdim. THK ekibinin başındaki herife, ‘Ulan, benim kurbanımın derisine ne karışıyorsun, istediğim yere veririm, sana asla vermeyeceğim, mahallenin camiine vereceğim’ derken elimizdeki post ikiye ayrılmaz mı! Bunun üzerine herife girişiverdim. Tahmin edeceğiniz gibi soluğu karakolda aldık. Ondan sonraki kurban bayramlarında da apartmanın önünden geçerken, THK’cıların bağırdığını duyunca hemen bir kova su doldurur, yukarıdan aşağıya kafalarına boşaltırdım. Bir müddet sonra THK’cılar bizim evi tanıdılar ve evin önünden geçmemeye başladılar.
Sakın yanlış anlaşılmasın, benim ne şanlı ordumuza, ne de Türk Hava Kurumu’na bir düşmanlığım vardır; 28 Şubat döneminde kızgın olmama rağmen gene de düşman değildim. Ancak, darbeci haydutların bu zorlamaları, bütün toplumu olduğu gibi, beni de çok rahatsız ve rencide ediyordu…
11 Şubat 2003 tarihli yazım, ilk köşe yazılarımdan biridir. Bu yazımda aynen şöyle şikâyet etmişim: “Bu kurban derisi terörizmi’nin, saçma sapan yönetmelikler ve genelgeler dışında hiçbir kanunî dayanağı yok. Adamlar utanmasalar, Anayasa’ya bile ‘kurban derileri Türk Hava Kurumu’na bağışlanır’ diye madde koyduracaklar.
Neymiş, kurban derileri ‘irticanın finansmanında’ kullanılıyormuş. Camileri, cemaatleri, İmam-Hatip Okullarını ‘irtica yuvası’ olarak gören zihniyet elbette böyle düşünecektir. Sayın baylar, sizin kurbanla, derisiyle ne ilginiz var sanki? Komşunun ikrâm ettiği kavurmayı meze yaparak ‘irtica nutukları’ atmaktan başka…
***

Ben THK’nın sivil havacılık hizmetlerini candan destekliyorum. Artık, 28 Şubat’taki ‘zorba THK’nın tamamen değiştiğine, dürüst, namuslu ve çalışkan idareciler tarafından yönetildiğine inanıyorum. Önümüzdeki Kurban Bayramı’nda isteyen kendi iradesiyle THK’ya veya bir başka yere kurbanının derisini bağışlayabilir.
Aslında bu yönetmelik değişikliği, AK Parti iktidarının yapması gereken ilk değişikliklerden biriydi. Lâkin geç kalmış da olsa, nihayet kurban derisi toplama konusunda demokratikleştiğimize çok memnunum.

Demokratikleşme Paketi -III
‘Demokratikleşme Paketi’ konusundaki değerlendirmelerimize devam ediyoruz:
7. Nefret Suçuna Ceza: Burada kastedilen, ayrımcılık yaparak suç işlemektir.
Nefret de sevgi gibi duyguları ifade eder. Bir duygunun suç olarak kabul edilmesi ve cezalandırılması mümkün değildir.
Ancak, ırk, dil, din ve cinsiyet gibi hususlarda ayrımcılık suçlarının cezalarının arttırılması mümkün olabilir. Aksi takdirde bu uygulama, kişi hak ve hürriyetlerinde çok büyük sınırlamalara ve farklı yorumlara yol açacaktır.
8. Ayrımcılığa Son: ‘Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu’nun teşkili olumlu bir gelişmedir.
9. İbadete Engele Ceza: İbadeti engelleyen, inanç ve düşünceden kaynaklanan her türlü hayat tarzına müdahale eden cezalandırılacaktır.
10. Kamu’da Başörtüsü: Kamu kurumlarında çalışanlara -hâkim, savcı, asker ve polis haricinde- başörtüsü yasağının kaldırılması olumlu bir gelişmedir.
11. Yardım Toplama: Başta kurban derisi rezaleti olmak üzere, halktan yardım toplamada her türlü yasak kaldırılmaktadır.
Bu basit gibi görülen konuda bile, 28 Şubat Dönemi’nde ne büyük zulümlerin yapıldığı unutulmamalıdır.
12. Kişisel Veriler: Özel bilgilerin ilgisiz kişiler tarafından kullanılması ve arşivlenmesi önlenecek ve böylece demokratikleşme konusunda çok önemli bir adım atılmış olacaktır.
13. Gösteri Yürüyüşü: Paket, gösteri yürüyüşleri için süre ve yer konusunda serbestleşme yönünde önemli değişiklikler getirmektedir. Bu konuda nihaî kararın vali ve kaymakamlar tarafından verilmesi de hukuk düzeninin sağlanması bakımından doğru bir karardır.
14. Köy İsimleri: Köyler, değiştirilen tarihî isimlerini yeniden alabilecekler.
Lâkin, ideolojik kaynaklı isimlendirme istismarına dikkat etmek ve değiştirilen isimlerin Türkçe alfabeye göre yazılmasını sağlamak gerekir.
15. Klavye Hürriyeti: X, Q ve W harflerinin kullanılması yasak kapsamından çıkarılacaktır. Esasen bilgisayar teknolojisinin süratle yayılması bu harflerin fiilen kullanılmasına yol açmıştır. Ancak, bazılarının yanlış anladığı gibi, Türkçe alfabe değiştirilmemektedir. Türkçe’de gene 29 harflik mevcut alfabe kullanılacaktır.
16. Andımız’ın Kaldırılması: Bu konuda ayrı bir kimlik peşinde olan ırkçıbölücülerin yıllardır yaptığı propagandalarda Türkiye’de ayrı milletlerin ve halkların yaşadığı görüşü işlenmiş; ne yazık ki bu tahrik, tabanı da etkilemiştir. Bunun neticesinde, önce orta öğretimden kaldırılan ‘Andımız’, şimdi de ilköğretimden kaldırılmaktadır. Açıkça ifade etmem gerekirse, ben bu değişiklikten pek hoşnut değilim. Çünkü ‘tek millet’in yaşadığı bir vatanda, bütün alt etnik grupları ihtiva eden bir Türklük ve Millet vurgusunun yapılması yanlış değildir. Ancak, devletçi dikta döneminin bu uygulamasına devam edilmesinin artık günümüz şartlarında demokratik geçerliliğinin bulunmadığı ileri sürülebilir.
Ara bir teklifte bulunacak olursak, Andımız’ın tamamen kaldırılması yerine değiştirilmesi ve bu şekilde vatana ve millete mensubiyet ve aidiyet duygusunun eğitim yoluyla verilmesine devam edilebilmesidir. Buna göre Andımız şu şekilde değiştirilebilir: ‘Doğruyum, çalışkanım ve bu büyük milletin bir parçasıyım. Yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek ve ileri gitmektir. Varlığım, vatanıma ve milletime armağan olsun.’
17. Ana Dilde Özel Eğitim: Bu konudaki uygulamayı dikkatle değerlendirerek devlet okullarına yayılmasına ve ayrışma sebebi olmasına engel olmak lâzımdır.
18. Hacı Bektaş-ı Veli Üniversitesi: Nevşehir Üniversitesi’nin adının Hacı Bektaş-ı Veli Üniversitesi olarak değiştirilmesi doğru ve olumlu bir uygulamadır.
19. Roman Enstitüsü: Roman (Çingene) Dil ve Kültür Enstitüsü kurulması yerinde olacaktır.
20. Süryaniler için: Süryanilerin Mor Gabriel Manastırı arazisinin Manastır Vakfı’na devri doğrudur.
***

Demokratikleşme Paketi’nin hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Fıkh’ın ruhu
“Terörist” kavramı, soğuk savaş biteli beri neredeyse Müslüman’la çakışır hale geldi. Evet, bu bir inşâdır.

Komünizm’in dişleri dökülünce silahlanma bütçelerini yüksek tutmak için yeni bir kutup başına ihtiyaç vardı. Zaten malumunuz olan bu faslı geçiyorum. Batı dünyasında her terörist eylem -nadir de olsa- hemen teröristin ferdî hayat hikâyesine bağlanarak kapatılıyor; buna mukabil terörist’in Müslüman’la sıkı sıkıya örtüşmesi için hem bol sayıda örnek mevcut, hem de “Ey müslüman kardeş, niçin terörizm yapıyorsun; mâsumları katletmekte niçin beis görmüyorsun?” diye soruldukta “gürül gürül” dile getirilen bir gerekçe edebiyatı ile karşı karşıyayız.

Evet, “İslâmi terörizm”, mesela tıpkı Patriot füze savunma sistemi gibi batı patentli bir üretimdir ancak dikkat, kötü örnek bolluğundan ve bu konudaki lâf kalabalığından dolayı ortada artık sahici bir ürün de var. Dolayısıyla bazı Müslümanların üstlendiği her terör hadisesinden sonra terörizmi kınamak ve “İslâm terörle bağdaşmaz” diye beyanatta bulunmak gitgide mânâsız hale geliyor. Genel planda, “Bizi azmettiriyorlar” demeye getirilen bu cılız itirazları tekrardan başka bir şey yapmak, belki meseleyi yeniden farklı bir gözlükle ele almak lazım. Bizi azmettiren birileri varsa ve provokasyonu farketmişsek biz de azmetmeyiz mesele kapanır; hayır bitmiyor. Tuzağa isteyerek atlar gibiyiz.

Bir âlimin muslihâne irşadı ile bir silahlı eylemcinin mücâhidâne reyi yanyana gelse neticede silâhlının sesi daha gür çıkıyor, onun reyi hükümfermâ oluyor. Aynı kaynakların farklı fasıllarına yapılan atıflarla desteklenmiş birbirine zıt gerekçeler karşısında kafa karışıklığına düşünce cümleten şöyle bir “Def-i mazarrat, celb-i menâfîden evlâdır yahu” diyemiyoruz. Zirâ “Fıkh”ın ruhu kaybolmuştur; İslâm hukuku’nun parıltılı tedvîn geçmişi esnasında kurulan müesseseler, Nass’a sıkıca berkitilen kavramlar galiba taşlaşmıştır. Terörist ile “Bagy” kavramlarını yanyana koyunca ne türlü bir zihin ekipmanından mahrum kaldığımızı anlayabiliyor muyuz, ben şüpheliyim!

Eski arabaları tazeleme hikâyelerinin anlatıldığı bir belgesel seyrettim; Atelyede işe alınan işçi, şahsi ekipmanını tekerlekli koca bir sandıkla kendisi getiriyor ve kovulunca da sandığını alıp gidiyor. Biz Müslümanlar ise atelyede işe girmemizi minnet sayıp, dükkân sahibinin edevâtı ile iş görüyoruz. Tarzımızın, emeğimizin, hasseten zihnî emeğimizin revâcı kalmadı; söylemek istemezdim ama pırıltılı fıkıh birikimimiz, artık Müslüman’ın bile kulak asmadığı bir papirüs tomarına dönüştü neredeyse. Fetaneti, dirâyeti, zekâveti ve şefkati ile müştehir olmak lâzım gelen vasatî Müslüman, sınır kapılarında şimdi potansiyel suçlu sayılıyorsa artık başka bir şey söylemek lazım.

Hadiselerin gidişatını değiştirmenin en mümkün yolu bakış açımızı değiştirmek olabilir: Bugüne kadar genellikle sızlanma makamında dışa dönük müdafaanameler yazarak acılarımızı uyuşturduk; kendimize “tatlı tatlı acımak” yerine, canımızı acıtmayı denemek şüphesiz bundan daha iyi netice verir. İlk adımda İslâm tarihini farklı bir nazarla okumayı, farklı dikkat ve filtreler geliştirmeyi tecrübe edebiliriz. Hicretin ilk üç asrında Müslümanlar arasındaki ilk siyasi ve fikrî ihtilâfların tabiatına daha yakından ve sâkin bakmayı mutlaka denemek lazımdır. Artık problem çözmeye yetmeyen katılaşmış bir tarih tahkiyesini, farklı bir merak nokta-i nazarıyla yeniden tahlil edilebilir hale getirmek mümkün.

Dinin kendisinde değil -hâşâ!- tarih usûlünde bir silkiniş ihtiyacından bahsetmek istiyorum. Orada bütün dini ilimlerin tekâmül hikâyesi de vardır, ki o zaman belki hakikaten sadre şifâ, yüksek şeylerden bahsetmek kabil olacaktır.

YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya gazetecilerin boş kontenjanlara yönelik sorusunu cevaplandırırken, o kadar çok boş kontenjan yok, çoğu açıköğretim, rakamlar çarpıtılıyor demiş:
“Sayıların çok tartışıldığını biliyorum. Bu boş kontenjan analizlerini yaparken çok dikkatli hareket etmemiz gerektiğini ve sayıların arkasına bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bunların bir kısmı zaten açıköğretim kontenjanıdır. Doğal olarak sanal kontenjanlardır. Aynı şekilde bir kısmı vakıf üniversitelerimizin kontenjan talepleridir. Doğal olarak bizim bir devlet kurumu olarak müdahale hakkımız sınırlıdır. Vakıf üniversitelerinin kendi özel alanıdır. Bizler sadece tıp gibi alanlarda bazı standartlar ve kriterler getiriyoruz. Bunun dışında devlet üniversitelerimizde de sosyolojik olarak öğrencilerin yıldan yıla tercih ettikleri veya etmedikleri kontenjanlar oluşmaktadır. Bunda da elimizden geldiğince gerçekçi kontenjan belirlemesi tavsiye ediyoruz. Aynı şekilde bir başka açık Kıbrıs kontenjanlarında oluşuyor. Biz gelen talepleri değerlendirip, katalogda yayınlanması için onay veriyoruz. Sınıfların boş kalması diye bir şey söz konusu değil’ dedi.
Oysa kendi yayınladıkları rakamlar bunun tam tersini söylüyor.
Zaten elinin altında olan o rakamlara, bir kez daha göz atmasında sonsuz yarar var. Teşhisi doğru koymadan, doğru tedavi süreci başlatamazsınız. Ama nedense YÖK, suçlu kendisi ilan edilecek diye boş kontenjanları, görmemezlikten geliyor. YÖK Başkanı, konuşmasının bir bölümünde ise vakıf ve KKTC üniversitelerini, sanki kendi sorumluluk alanlarında değilmiş gibi yok sayıyor. O onların sorunu demeye getiriyor. Oysa düne kadar kendisi de bir vakıf üniversitesi rektörüydü!.. Eğer, o kontenjanlar zaten şişirilmiş kontenjanlardı demek istiyorsa, bu da hataların en büyüğü olur. Çünkü o kontenjanları onaylayan da YÖK’ten başkası değil. Ayrıca, boş sınıflar söz konusu değil diyor.
Peki, o boş kalan 130 bin kontenjanın tamamına kayıt yapılsaydı, o öğrenciler nerede ders yapacaklardı?..

Gaziantep’e daha önce belki kırk defa geldim. Ve her defasında da mutfağıyla, tarihiyle, girişimciliğiyle, misafirperverliğiyle, müzeleriyle, yurtseverliğiyle, üniversiteleriyle, siyasete bakış açısıyla, esnafıyla ve giriş sınavlarındaki sonunculuğuyla beni hep çok şaşırttı…
İki gündür Gaziantep’teydim. Her yerinizi gezdim, tüm yemeklerini tattım, tarihinizle ilgili her şeyi biliyorum, bu kez beni şaşırtamazsınız dediysem de daha ilk gün, yine şok üzerine şok yaşattılar…

Atatürk canlanmış
Gaziantep, aidiyet duygusu en yüksek kentlerin başında geliyor. Bir Gaziantepli için Gaziantep’ten daha güzel bir kent bulamazsınız. Keşke her kent, her okul, her kurum böylesine yüksek aidiyet duygusu yaratabilse…
Her ne kadar o güzelim kentlerinden ayrılmak zorunda kalsalar da, bir ayakları hep Gaziantep’te. Yılda en az birkaç kez gelip havasını soluyup, suyunu içiyor, değişimi yakından izliyorlar…
Gaziantepli pek çok işadamı var. Süzer Gurubu’nun patronu Mustafa Süzer de onlardan birisi. Bu yıl 50. kuruluş yıldönümünü kutlayan Gaziantep Kolej Vakfı (GKV) Lisesi’nde öğrenim gördü. Okulunun bu özel gününe gelirken, eşini, dostunu ve gazetecileri de davet etti. Misafirlerini memnun etmek için dakika oturmadı. Ama Antep, sanki onun eski Antep’i değil gibiydi…
İlk durağımız Halil Usta’nın yeni mekanı oldu. Lokanta büyümüş ama tat sanki eski mekanda kalmış. Tıpkı Sahan ve İmam Çağdaş’ta olduğu gibi. Büyüdükçe, lezzetten uzaklaşıyor, eskiyi aratıyorlar…
Kendirli Müzesi, eski bir kiliseymiş, sonra öğretmen evine dönüşmüş şimdi ise müze. Gaziantep’in kurtuluşu üç boyutlu animasyonla canlandırılmış. Atatürk ve Gaziantep’in kurtuluşuna imzasını atan kahramanlar adeta ete kemiğe bürünmüşler. Sanki canlı yayında o günleri anlatıyorlardı. Ağlayan çoktu, gözleri dolmayan da kalmadı…
Gaziantep pek çok özelliğinin yanı sıra aynı zamanda bir müzeler kenti. Dünyanın en büyük mozaik müzesi ve envai çeşit müzeler burada. Müzecilik tekniği, öylesine gelişmiş ki, helal olsun demeden geçemiyorsunuz.
Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Asım Güzelbey’nin bu noktaya gelinmesinde çok büyük katkıları var. Ama o da bu dönem başkanlığı bırakıyormuş. Üzüldük. Tadında bırakmak gerekir dedi, saygı duyduk. Suriye ile ilgili anlattıkları ise mensubu olduğu iktidarın bakış açısıyla taban tabana zıttı. Ona göre, Suriye konusunda çok büyük yanlışlar yaptık. Hala da yapmaya devam ediyoruz. Yüz binlerce Suriyeliye kucak açmışlar, Halep Belediye Başkanı’nı işe almışlar ama gidişattan hiç memnun değil. Ankara, keşke onu bu konuda biraz daha yakından dinlese!..

Yemeklerin tadı kaçmış
İkinci günün akşamına kadar, hala Gaziantep’in eski damak tadını bulabilmiş değiliz. Şirehan’da yemek festivali vardı. Dün akşam oraya gittik. Restorasyon güzel ama yemekler bir o kadar sıradandı. Zaten Antep yemekleriyle hiçbir alakası da yoktu. Servis ise evlere şenlikti.
Sabah kahvaltıda kendimizi affettiririz dediler ama hala büyük organizasyonları kaldırabilecek noktada olmadıklarını kendileri de gördüler…
Daha önce defalarca gittiğim Mozaik Müzesi’ni bir kez daha keyifle gezdim ve yine hayran kaldım. Bu topraklarda binlerce yıl önce yaşayanlar, kesinlikle, bizlerden daha medeni, daha estetik ve daha keyiflilermiş. Bunu bir kez daha gördük..
Anadolu’da bir yerlerde bir özel okulu 50 yıl ayakta tutmak hiç de kolay değil. Ama GKV bunu başarmış. Törenleri de güzeldi ancak daha görkemli olabilirdi. En azından mezunlarıyla daha fazla gurur duyabilirlerdi…

Padişah sofrası!
Güya öğleyin İmam Çağdaş’ta “Padişah Sofrası”nda, dünyada haklı bir üne sahip Gaziantep mutfağının en nadide örneklerini tadacaktık. Eğer daha önce Gaziantep mutfağını çok iyi bilmiyor olsaydım, bunlar mı diye çok büyük hayal kırıklığı yaşayabilirdim. Siz siz olun, marka yerler kadar meşhur olmayan kebapçılara da, tatlıcılara da gidin, kesinlikle pişman olmazsınız…
Akşama, GKV Başkanı Nüket Ersoy’un bağ evinde otantik bir akşam yemeği ve Bayazhan’da akşam keyfi yaşayacakmışız. İnşallah…
Bugün ise Halfeti ve Kelaynak kuşlarının vatanı Birecik’e gideceğiz. Her iki yere de daha önce birkaç kez gitmiştim. Özellikle Halfeti Rumkale’siyle, baraj nedeniyle Fırat’ın suları altında kalan köyleri ve siyah açan gülleriyle muhteşemdi. Umarım, en azından onlar, eskisi gibi kalmıştır.
Özetin özeti: Gaziantep zirveyle, en dip arasında gel-git yapmayı seven ve her karesiyle şaşırtan bir kent. Çok göç alıyor, çok sorunları var ama bu onları hiç yıldırmıyor. En önemlisi de umutları ve gülücükleri hiç eksik olmuyor. Yüreklerinde de herkese yer var.

YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya gazetecilerin boş kontenjanlara yönelik sorusunu cevaplandırırken, o kadar çok boş kontenjan yok, çoğu açıköğretim, rakamlar çarpıtılıyor demiş:
“Sayıların çok tartışıldığını biliyorum. Bu boş kontenjan analizlerini yaparken çok dikkatli hareket etmemiz gerektiğini ve sayıların arkasına bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bunların bir kısmı zaten açıköğretim kontenjanıdır. Doğal olarak sanal kontenjanlardır. Aynı şekilde bir kısmı vakıf üniversitelerimizin kontenjan talepleridir. Doğal olarak bizim bir devlet kurumu olarak müdahale hakkımız sınırlıdır. Vakıf üniversitelerinin kendi özel alanıdır. Bizler sadece tıp gibi alanlarda bazı standartlar ve kriterler getiriyoruz. Bunun dışında devlet üniversitelerimizde de sosyolojik olarak öğrencilerin yıldan yıla tercih ettikleri veya etmedikleri kontenjanlar oluşmaktadır. Bunda da elimizden geldiğince gerçekçi kontenjan belirlemesi tavsiye ediyoruz. Aynı şekilde bir başka açık Kıbrıs kontenjanlarında oluşuyor. Biz gelen talepleri değerlendirip, katalogda yayınlanması için onay veriyoruz. Sınıfların boş kalması diye bir şey söz konusu değil’ dedi.
Oysa kendi yayınladıkları rakamlar bunun tam tersini söylüyor.
Zaten elinin altında olan o rakamlara, bir kez daha göz atmasında sonsuz yarar var. Teşhisi doğru koymadan, doğru tedavi süreci başlatamazsınız. Ama nedense YÖK, suçlu kendisi ilan edilecek diye boş kontenjanları, görmemezlikten geliyor. YÖK Başkanı, konuşmasının bir bölümünde ise vakıf ve KKTC üniversitelerini, sanki kendi sorumluluk alanlarında değilmiş gibi yok sayıyor. O onların sorunu demeye getiriyor. Oysa düne kadar kendisi de bir vakıf üniversitesi rektörüydü!.. Eğer, o kontenjanlar zaten şişirilmiş kontenjanlardı demek istiyorsa, bu da hataların en büyüğü olur. Çünkü o kontenjanları onaylayan da YÖK’ten başkası değil. Ayrıca, boş sınıflar söz konusu değil diyor.
Peki, o boş kalan 130 bin kontenjanın tamamına kayıt yapılsaydı, o öğrenciler nerede ders yapacaklardı?..

Obama: İran’la diplomatik yol sınanmalı
BM Genel Kurul toplantısında konuşan ABD Başkanı Barack Obama, İran’ın nükleer programı konusunda ‘diplomatik yolun sınanması gerektiğini’ söyledi. Obama BM’ye de Suriye konusunda da ‘güçlü bir karar’ alması çağrısı yaptı.

Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısında konuşan ABD Başkanı Barack Obama, İran’dan son dönemde gelen yumuşama mesajlarının bu ülkenin nükleer programı konusunda ‘anlamlı bir uzlaşma’ zemini sunması gerektiğini söyledi.

Obama, İran’dan gelen açıklamalara ‘şeffaf ve doğrulanabilir’ adımların eşlik etmesi gerektiğini vurguladı.

Ülkesinin İran’ın nükleer programı konusundaki anlaşmazlığı barışçıl yollarla çözmek istediğini söyleyen Obama, İran’ın nükleer silah edinmesini önlemeye kararlı olduklarını da vurguladı.

Obama, ‘Engeller çok büyük olabilir. Ancak diplomatik yolun denenmesi gerektiğine inancım tam’ dedi. ABD Başkanı Dışişleri Bakanı John Kerry’yi bu konuda bir uzlaşma bulunması için görevlendirdiğini de ekledi.

Barack Obama, ‘İran’ın farklı bir yolda yürüme yönünde hakiki bir taahhüt altına girmesi, hem bölge hem de dünya için iyi olacaktır’ diye konuştu.

Obama geçtiğimiz günlerde İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’yle nükleer program konusunda mektuplaşmıştı.

Ruhani ve Obama görüşecek mi?

BM’deki Genel Kurul toplantısı, İran’ın yeni cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile Amerika Başkanı Barack Obama’yı ilk defa aynı çatı altında bir araya getiriyor.

Beyaz Saray, ABD Başkanı ve İran Cumhurbaşkanı arasında bir görüşme olasılığının göz ardı edilmediğini söylüyor.

Obama’nın kulislerde İran Cumhurbaşkanıyla el sıkışabileceği yönünde spekülasyonlar da yapılıyor.

Obama ve Ruhani’nin el sıkışması ya da görüşmesi durumunda bu, İslam Devrimi’nden bu yana bir Amerikalı ve İranlı liderin ilk teması olacak.

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif, ABD’li mevkidaşı John Kerry ve BM Güvenlik Konseyi’nin diğer daimi üyeleriyle Almanya’nın Dışişleri Bakanı’nın da katılacağı görüşmede nükleer program konusunun ele alınması bekleniyor.

Obama Suriye için ‘güçlü BM kararı’ istiyor

ABD Başkanı Suriye’nin nükleer silah stoku konusunda da güçlü bir BM Güvenlik Konseyi kararı alınması çağrısında bulundu.

Obama, kararda kimyasal silahların tasfiyesi konusunda ‘Beşar Esad rejiminin taahütlerini yerine getirip getirmediğinin doğrulanmasının’ amaçlanması gerektiğini vuguladı.

ABD ve Rusya Suriye’nin kimyasal silah stokunun gelecek yılın ortalarına kadar tasfiye edilmesini öngören bir uzlaşmaya varmıştı.

Ancak bu uzlaşmadan sonra, konuyla ilgili BM Güvenlik Konseyi kararında Suriye’nin taahütlerini yerine getirmemesi durumunda, askeri müdahale seçeneğinin yer alıp almayacağı konusunda Batılı güçler ve Rusya arasında görüş ayrılığı yaşanıyor.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon da açılış konuşmasında Suriye hükümetinin uzlaşmada öngörülen taahütleri ‘tam ve çabuk bir şekilde’ yerine getirmesi gerektiğini vurguladı.

Genel Sekreter, ‘Uluslararası toplum Suriye’de kimyasal silah kullananları adalet önüne çıkarmalı’ dedi.

Obama’dan sonra konuşan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Suriye konusunda açıklamalar yaptı.

Gül’den uluslararası topluma Suriye çağrısı

Gül Suriye’deki iç savaşın sona erdirilmesi için uluslararası toplumun daha güçlü adımlar atması gerektiğini söyledi.

Gül küresel toplumun Suriye halkını yalnız bırakmama sorumluluğu olduğunu vurguladı.

“Bu savaş bölgesel barış ve güvenliğe karşı gerçek bir tehdide dönüştü’ diyen Gül, ABD ve Rusya’nın Suriye’nin kimyasal silahlarının tasfiyesi için yaptığı anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.

Ancak Gül, bu anlaşmanın dünyanın ‘Esad yönetiminin diğer suçlarının sorumluluğundan kaçmasına izin vermemesi gerektiğini’ vurguladı

Cumhurbaşkanı Gül, ‘Bu çatışma kimyasal silah kullanımıyla başlamadı, bunların tasfiyesi için varılan bir uzlaşmayla da sona ermeyecek’ dedi.

izmir eskort bayanlar, izmir escort, eskort izmir, izmir escort bayan is proudly powered by XML Sitemaps and the Theme izmir escort bayan escort izmir
Entries (RSS) and Comments (RSS).

izmir eskort bayanlar, izmir escort, eskort izmir, izmir escort bayan

Bedava izmirli eskort bayanlar ile tanışın, izmir eskort bayanlar, izmir escort, eskort izmir, izmir escort bayan

Bu İzmir escort sitemiz, izmir escort escort izmir izmir escort izmir balçova escort tarzı siteleride seviyor ve değer veriyor. Aynı zamanda Biz porno izliyoruz.Escortlar adına bayan escort istanbul escort güçlü bir şekilde ilerliyor.